Batı Satanizmi vs Doğu Satanizmi

Kategoriler deneme

Türkiye’de doğup büyüyen milyonlarca şanssızdan biriyim. Kendi oluşumun ayırdına vardığım zamanlardan bu yana, zihnimi beslediğim edebi, filozofik sanatsal ürünler, tamamen batı kültüründe zamanla oluşmuş olanlar. Oscar Wilde, Poe, Lovecraft, William Blake, Platon, Montaigne, Nietzsche, Rönesans Resim Üstadları, Kubrick, Tarantino, Stephen King, Hans Zimmer, Black Sabbath, Marduk… 2007’nin aralığından bu yana ise, Lucifer’la kendi aramda bazı özdeşleşmeler yakalama yoluyla büyük bir saygı ve anlayış ile yol göstericim ilan etmiş durumdayım. Bir doğu, hem de en berbatı olan bir orta doğu toplumunda doğup büyüdüm. Bundan tiksiniyorum. Lakin, şunun da farkındayım ki, gelmiş geçmiş her yaratıcı insan, bu ister felsefe yönünde olsun, isterse sanatsal, çevresinden etkileniyor. Burada çevre kelimesini iyice anlatmak gerek.

Çevre, yalnızca etrafımda gördüğüm toplum, uzak/yakın akraba ilişkileri, markete gittiğimde muhakkak bir small talk yaptığım esnaf değil. Ulaşabildiğim her şey, ki günümüzde internet ve minimal bir İngilizce ile neredeyse sınırı olmayan şeyler, bunların her biri, bu çevre tanımının içine giriyor, gibi hissediyorum. Öyle de olsa, sonuçta insanın kendisini, hayata karşı yaklaşımını ve de ürettiklerini etkileyen en temel şeyin, bu paragrafın ilk kısmında bahsettiklerimin oluşturduğuna inanıyorum.

Varmak istediğim noktalardan ilki şu ki, orta doğu toplumunda yaşayan 10 yıllık bir Satanist olarak, zihnimdeki Satanist yaşam, günümüzde Birleşik Devletler’in, Avrupa’nın bazı ülkelerinin ve de elbette ki İskandinav ülkelerinin yaşadığından çok az farklı. Bizim ülkemizin kuruluşu sırasında da, neredeyse her şeyin, etrafımda görmek istediğim anlayışla birebir olduğunu, gerek arşiv taramaları, gerekse yaşı büyük insanların anlatıları sayesinde görüyorum. Ancak, sevmek istediğim halde, bunu yapmamam için elinden gelen her şeyi kullanmaktan asla çekinmeyen bir yönetimle karşı karşıyayız ve ülke, gittikçe daha yobaz bir hale geliyor. Ülke, daha yobazlaştıkça, ben de daha fazla radikalleşiyorum, daha fazla dindarlaşıyorum Luciferian inanç üzerinde. Sosyalistlerin çok sevdikleri bir tabir var: Diyalektik. Kendileri, materyalistik bir dünya görüşünün propagandasını, Sosyalizm propagandasından artan zamanlarda yapmaya çalışıyorlar gibi görünüyorlar. Lakin, madem ki bu kadar yüceledikleri bir diyalektik anlayışı var, o halde neden bunu tam anlamıyla uygulamaya geçirmiyorlar? Karşımızdakiler, anlamadan ve bilmeden kendilerine ailelerinin öğrettiği ve kitabını bile okumadıkları bir tanrıyı seçmiş ve kendilerinin onun bir neferi olarak görüyorlarken, neden sosyalistler de onun tam karşısındaki en büyük düşmanını kendilerine bir lider ve önder olarak görmüyorlar, sembolik ya da kelimenin tam anlamıyla?

Burada, yakın zaman önce gördüğüm güzel bir tweet’in, düşüncelerimin anlaşılmasında yardımcı olacağına inanıyorum.

Sosyalistleri bir kenara bırakıp, ikinci noktaya geleyim. Biz burada, Türkiye’de, yobazlıkla mücadele ederken kendimize önder olarak Lucifer’ı seçmiş insanlarız ve hayalini kurduğumuz toplum biçimi, günümüzde hali hazırda mevcut. Tek istediğimiz, özgürlük, öldürülmemek ve temel insan haklarını, bir birey olarak değer görerek yaşatmak ve bunun propagandasını özgürce, kimliklerimizi gizlemeden yapabilmek. Ki inancımız, yeterince ilgilienildiğinde, sanıldığının aksine bir kan ve vahşet dini değil. Tam anlamıyla sevgi ve birey olabilmeyi temel alan bir din ve tanrımız, gelmiş geçmiş en anlayışlı, en kibar, en alçakgönüllü tanrı. Burada biz katledilir, öldürülür, yok edilmek istenirken, linç edilmeye en müsait toplumken ve en büyük düşmanımız olan tanrının en büyük düşmanının Şeytan olduğunu görüyor, onun üstün niteliklerini görebiliyor ve bundan sonra Satanist olabiliyoruz. Bu oldukça makul ve rasyonel. Lakin, örneğin ABD gibi bir ülkede bile, yaşları 20 ila 50 arasında değişen oldukça kalabalık ve birbirinden bağımsız Satanist topluluklar var olabiliyor? Nasıl olabiliyor? Orada, gerek ekonomik, gerek insan hakları, gerek toplumda nezaket ve insana verilen değer, bireysel özgürlükler (örneğin California’daki weed serbestliği) bu kadar ortadayken nasıl Satanist olabiliyorlar, Şeytan’la nasıl ilgilenebiliyorlar?

Tahmin ediyorum ki, Şeytan’ın kendisi ve Satanizm’in farklı ekolleri, toplumdan, çevreden ve kendisine etki eden ne varsa tüm bunlardan bağımsız bir biçimde, insanlar tarafından benimsenip, propagandası yapılabiliyor ise, Şeytan gerçekten de bizim gördüğümüz kadar ve belki daha da fazlası kadar taktire şayan bir varlık olduğu, dile getirilebilir.

De Sade
radikal satanist.